Gençliğin omuzlarındaki medeniyet: Ashab-ı Kiram

Bugün modern pedagoji ve sosyoloji, gençleri “hazırlık aşamasındaki bireyler” olarak görme eğiliminde. Oysa İslam tarihinin sayfalarını araladığımızda karşımıza bambaşka bir tablo çıkıyor: Bir medeniyetin inşasında en kritik rollerin 20 yaşın altındaki “çocuk-genç” diyebileceğimiz isimlere emanet edildiği bir tablo.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in çevresindeki o meşhur kadroya, ashabına baktığımızda çoğumuzun zihninde beyaz sakallı, yaşlı ve bilge figürler canlanır. Ancak tarihi gerçekler, İslam hareketinin aslında bir gençlik hareketi olduğunu fısıldıyor.

Yaş küçük, sorumluluk büyük

Rakamlar şaşırtıcı olduğu kadar düşündürücü de… Bugün ortaokul çağında gördüğümüz Hz. Ali, İslam’ın ilk saflarında yer aldığında henüz 10 yaşındaydı. Modern dünyanın “ergenlik sancıları” ile tanımladığı 17 yaşındaki Sa’d b. Ebi Vakkas, bir inancın savunuculuğunu üstleniyordu.

Daha da ötesi, liyakatin yaştan önce geldiğinin en büyük kanıtı Mus’ab b. Umeyr’dir. O, henüz 20’li yaşlarının başında bir “öğretmen ve diplomat” olarak Medine’ye gönderilmiş ve bir yıl içinde koca bir şehrin çehresini değiştirmiştir. Peygamberimiz’in vefatından hemen önce koca bir ordunun başına komutan olarak atadığı Üsame b. Zeyd ise sadece 18 yaşındaydı.

Hedefsizlik mi, hedefsiz bırakılmak mı?

Gelelim asıl soruya: O günün 15–18 yaşındaki gençleri Yemen’e vali, ordulara komutan, şehirlere öğretmen olurken; bugünün aynı yaştaki gençleri neden bir işin ucundan tutmakta zorlanıyor?

Sorun gençlerde değil, onlara bakış açımızda saklı olabilir. Biz çocuklarımıza sorumluluğu “okul bitsin, askerlik geçsin, iş kurulsun” diyerek sürekli ertelenen bir ödül gibi sunuyoruz. Onlara zorlukla mücadele etmeyi, bir işi sonuna kadar götürmenin hazzını ve en önemlisi büyük bir idealin parçası olma şuurunu vermiyoruz.

Sonuç

İslam tarihi bize şunu öğretiyor: Bir gence sorumluluk verirseniz, o size bir dünya kurar. Sahabelerin yaşlarına dair bu veriler sadece biyografik bilgiler değil, bugünün ebeveynleri ve eğitimcileri için birer vizyon belgesidir.

Gençliği “hayatın bekleme odası” olarak değil, “aksiyonun merkezi” olarak konumlandırmadığımız sürece, o büyük medeniyet mirasının sadece mirasyedisi olarak kalmaya mahkûmuz.