Eğitime Uzanan Şiddet: Toplum Olarak Nerede Duruyoruz?
Derya Çalışkan
Son dönemlerde ülkemizde okullara yönelik silahlı saldırı haberleri, hepimizin yüreğinde derin bir sızı bırakıyor. Eğitim yuvaları; çocuklarımızın güvenle geleceğe hazırlandığı, öğretmenlerin bilgi ve değer aktardığı kutsal mekânlardır. Böylesi alanların şiddetin hedefi hâline gelmesi, yalnızca bireysel bir suç değil, toplumsal vicdanı yaralayan ağır bir tabloyu gözler önüne seriyor.
Okullar, korkunun değil güvenin adresi olmalıdır. Bir öğrencinin sınıfa adım attığında hissetmesi gereken duygu kaygı değil huzur; bir öğretmenin ders anlatırken aklında olması gereken tek şey ise öğrencilerine vereceği bilgi olmalıdır. Ancak yaşanan bu olaylar, eğitim ortamlarını dahi tehdit eden bir şiddet ikliminin varlığını düşündürüyor.
Bu tür saldırıları en güçlü şekilde kınamak, sadece bir refleks değil, bir sorumluluktur. Şiddeti meşrulaştıran, öfkeyi körükleyen ve bireyleri yalnızlaştıran her türlü anlayışla yüzleşmek zorundayız. Çünkü mesele yalnızca bir güvenlik sorunu değil; aynı zamanda sosyal, psikolojik ve kültürel boyutları olan bir durumdur.
Toplum olarak daha dikkatli, daha duyarlı olmak zorundayız. Aileden başlayarak eğitim sistemine, medyadan sosyal çevreye kadar her alanda şiddetin karşısında net bir duruş sergilemek gerekiyor. Gençlerimize sorunlarını konuşarak çözmeyi, öfke yerine empatiyi, çatışma yerine diyalogu öğretmek artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Unutulmamalıdır ki; bir okulda yaşanan şiddet, yalnızca o binayı değil, tüm toplumu etkiler. Bir çocuğun korkusu, bir öğretmenin endişesi aslında hepimizin ortak meselesidir. Bu nedenle eğitim kurumlarına yönelen her türlü saldırıyı lanetliyor; çocuklarımızın güven içinde eğitim alabileceği bir Türkiye için herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyoruz.
Şiddetin değil, bilimin ve merhametin hâkim olduğu yarınlar dileğiyle…

