Çarşı Pazar
Akyazı Belediyesi Banner
Pak Temizlik Marketleri Kozmetik

EKONOMİK GERÇEKLER, ARKASINDAKİ SANAL NEDENLER ÜZERİNE…

2018-09-09 19:39:01 - Halil AKAN
1222 OKUNMA
Döviz kurları ne kadar yükseldi? Bu yükselişin arkasındaki neden neydi? Yükseliş devam eder mi? Bu yazımızda bu soruların yanıtlarını sizinle paylaşmaya çalışacağım.
 
Ocak 2018 de 3.50 lerde olan Dolar kuru bugün neredeyse 7 tl ye ulaştı. Peki, bu zaman diliminde TL karşısında değer kazanan para birimi sadece dolar mı oldu? Keşke öyle olsaydı. İngiliz sterlini 9.00 a, İsviçre frangı  7.00 lara Sudi riyali 0.50 lerden  1.80  lere dayandı. Hemen hemen birçok yabancı para birimi karşısında Tl son 1 yılda %100 ün üzerinde devalüe oldu yani değer kaybetti. Bundan iki yıl önce 100 tl verdiğimizde 240 riyal alabiliyorken bugün max 60 riyal alabiliyoruz. ABD’nin küçük eyaletti olan Sudi Arabistan’da bile, para birimi olan riyal uzun yıllardır dolar ve Euro’ya karşı sabitlenmiştir.  Örneğin, 100 dlr verdiğinizde 370, 100 euro verdiğinizde 450 riyal alırsınız. Sudi Arabistan para birimi Riyal Dolar ve Euro karşısında yıllardır nasıl sabit kalırken, TL tüm para birimleri karşısında son bir yılda neden %100’e varan bir değer kaybı yaşadı bu iki ülke para biriminin hareketine bakarak bile yapılmak isteneni anlamak zor olmayacaktır. En çok parasına değer kaybettirilen ülkelere baktığınızda Brezilya, Arjantin, Rusya, İran, Türkiye olduğunu göreceksiniz, sizce bu bir rastlantı mı? Şimdi bugünün öncesine ve günümüze kadar tarihe kısa bir göz atarak cevap bulmaya çalışalım.
 
Bende birkaç yıl öncesine kadar sizler gibi, ülke para birimindeki değer kaybını veya artışını ekonomik verilere dayandırırdım. Ancak artık bunun doğru olmadığını, gerçeği yansıtmadığını düşünüyorum. Neden mi? Tarihe kısa bir göz atalım ve resmi daha net görmeye çalışalım. Papa ve İngiliz kraliyeti dünyayı sömürmek için tarih boyu şöyle bir yol izlediğini göreceksiniz: Kendilerine silahla karşılık veremeyecek durumdaki ülkelere baskınlar düzenleyerek onları esir almışlar, yer altı zenginliklerini çıkarmada yine yerli halkı köle gibi kullanmışlar. Hem yer altı zenginliklerini ele geçirmişler hem de o ülkelerde yaşayan zavallı halkı hunharca katletmişler. Mesela kızıl derililer, Afrikalı siyahîler, yakın zamanda Libya ve Irak halkına yaptıkları gibi. İstiyorlar ki, dünyanın tüm zenginlikleri kendilerinin olsun, diğer toplumlar sefil, fakir kalsın, kendilerine hizmetkâr olsun. (Yani efendiler ve köleler mantığı.)  Biliyor musunuz 1999’da Accra’da toplanan Afrika Hakikat Komisyonu, İngiliz, İspanyol ve Fransızların Afrika’dan kaçırdıkları altın, gümüş madenleriyle bu madenlerin “gasbedilmesi” için öldürülen, sakat bırakılan, köleleştirilen Afrikalıların uğradıkları zararın “maddi” kısmını hesapladı. Olmazya bir gün “ adil güç” ortaya çıkarda bu insanların çalınan hayatlarının, sömürülen topraklarının hesabını “efendiler”den almaya ve sahibine vermeye kalkarsa bu tazminatın bedeli ne kadar olacaktı? 777 Trilyon dolar neden bu kadar güçlüler şimdi daha iyi anlayabiliyorsunuz değil mi? Sadece Afrika’dan çaldıkları zenginlik bu, gerisini siz düşünün. Askeri gücü olan ülkelerde nasıl bir yol izlemişler derseniz;  savaşmayıp haniler bulup yetiştirerek o ülke yönetimlerini ele geçirme yolunu izlemişler, nasıl mı? Örneğin Hindistan, yakın tarihimizde hepimizin tanık olduğu Mısır, Suriye ve şimdilerde Venezüella ve Türkiye örneğinde olduğu gibi. Eğer iş başındaki mevcut hükümet kendi emir ve isteklerine uymayan politikalar izlerse içerden örgütledikleri hainler eliyle karışıklık çıkartarak ya mevcut hükümeti devirirler veya o ülke halkını kurtarmak adı altında operasyon gerçekleştirirler.  Böylece hem istemedikleri hükümetten kurtulurlar hem de o ülkenin kaynaklarını ele geçirmiş olurlar. Her gördüğümüz adı Ahmet, Mehmet olana, yaptığı birkaç demeç veya icraata bakarak, kahraman ilan edilmesine, vatan Per ver olduğuna da artık inanmıyorum. Halk bankasında yaşanan döviz satım olayı ve buna benzer birçok şaşırtıcı olayla karşılaşırsak bana tuhaf gelmeyecektir. Çünkü derin devlet denen yabancıların emir erleri öyle kilit noktalara yerleştirilmiştir ki, canlarını kaybetme uğruna kendilerine verilecek emirleri gözlerini i kırpmadan harfiyen yerine getirmekten çekinmeyeceklerdir. Boşuna dememiş atalarımız su uyur düşman uyumaz diye. Gerçi atalarımız birçok konuda uyarmış ancak nedense gelen her siyasi iktidar, bu dış güçler için illa da güçlü müttefik, tarihi dost demekten vaz geçememişler.
 
Şu iki hususu da bir kenara not etmenizi istiyorum. İlki karşımızdaki düşmanın Allah inancının olmadığını bu yüzden her türlü kahpeliğin onlara göre mubah sayılmakta olduğunu unutmayalım. Kurdukları bir oyun bertaraf edilse diğeri devreye girecek şekilde birden fazla zincirleme planları hazırdır hainlerin. İkinci önemli hususta piyasaları artık algı üzerinden yönetiyor olmalarıdır. Bu iki önemli dip notu sakın aklınızdan çıkarmayın. Yok, enflasyon yüksekmiş, yok başka bir neden dolayı kurlar çok yükselmiş miş hepsi birer uydurma hepsi insanları kandırma numaraları. Asıl hedef zahmetsiz yüksek kazanç elde etmek ve o ülkenin kaynaklarını kendilerine aktarmaktır.
 
Algı yönetimi şu şekilde işletilmekte: eğer bir şeyin fiyatını düşürecekseler, o şey satılmış medya kalemleri aracılığı ile piyasalarda çok konuşulmaya başlanır, bilin ki aksini yapmaya hazırlanıyorlar. Söz gelimi dolar için 10 tl olacak konusu çokça konuşulmaya başlar ve dolar düşmekte nazlanırsa artık halk bu doların düşmeyeceğine inanır ve size dolar alma fikri inandırılır, kendileri ise ellerindeki dolarları piyasaya sürerler yani satarlar. Sonra dolar çok düşer ve yine onlar alır onlar kazanır. Bu kısır döngü bu şekilde devam eder gider.
 
Şurası kesinki bu döviz hareketi ve sınırımızdaki gelişmeler, çabuk atlatılacak gibi görünmüyor. Rahip Brunson denen ajanı versek, faizleri belenenden kat be katta artırsak, bu işin ceza makbuzunu bize kestiler. Emin olun, “Bizim maskemizi dünya kamuoyunda düşürdünüz,  bunun bedeli size ağır ödetilecek” dediklerinden hiç şüphem yok.  Bu duruma düşmemizde mevcut hükümetin suçu yok mu, açık bir şekilde ifade edeyim ki tüm seçimlerde ülkemin bekası için AKP’ye oy vermiş bir seçmen olarak suçun büyüğünü mevcut hükümette, mevcut hükümetin bugüne kadar izlediği politikaların sıralamasında yaptığı yanlışta buluyorum.   Bu duruma düşmemizde hükümetlerin suçu neydi?  Bu durumdan kurtulmak için vatandaş olarak bize düşen görev ne? Hükümete düşen görev ne birde onlara değinmek istiyorum.
 
Mevcut hükümet açısından baktığımda, dile kolay 16 yıldır iktidardasınız ve halk her zaman istenilen oy desteğini size vermiş. Denilebilir ki hükümet bu süreçte çok engellerle karşılaştı. Kapatma davaları, kanunların Anayasa mahkemesince iptalleri, Suriye de yaşanan dram, çevremizdeki ülkelerden gelen sığınmacılar. Gezi olayları, 15 Temmuz ihanet kalkışması vb. Evet, hafife alınmayacak badirelerden geçtik. Ancak son başkanlık seçiminde seçim meydanlarında halka şu söz verilmedi mi?;“bu çok önemli bir seçim olacak, artık merkezden alınacak kararlarla ülkeyi daha hızlı ve etkin yöneteceğiz” denmedi mi? Bir diğer politik yanlış, etrafımız düşmanla çevrili iken biz yarın için hükümetçe hiçbir tedbir almadık. Tarımsal anlamda dışa bağımlılıktan kurutulamadık. Yapılan yatırımlar çok büyük çok iyi ancak bu yapılanların ülkemizin birincil ihtiyaçları olduğunu, olmazsa olmazları olduğunu düşünmüyorum. Sanayi açısından yarışamayabiliriz amma her zenginin, her güçlünün yaşamak için beslenmeye ihtiyacı vardır. Öncelikli olarak kendi halkınızın sağlıklı beslenmesi ve sonra ikinci hedef olarak tüm dünyaya doğal tarımsal ürün ihraç etmeyi hedefleyebilirdik. Geçenlerde bakanlık canlı hayvan ithalatı yapılıyor ve 150 tanesi telef olmuş, bakanlık açıklama yapıyor hiçbiri piyasaya sürülmedi diye ama bu açıklamada pek inandırıcı bulunmadı. Peki, o aşamaya kadar neden denetlemediniz diye hesap soran olmayacak mı? 16 yıl boyunca bu ülkenin buğday, et, tahıl vb. ihtiyaçları neden çıkartılarak üretilmez. 3 tl ye dışarıdan hazır alıp ithalata bağımlı kalacağımıza, ne yediğimizi bilmeden sağlığımızdan olacağımıza 5 tl ye içerde biz üretseydik daha doğru olmaz mıydı?
 
 Bir de iki de bir dış güçler deyip, abd’nin orta doğuda günah keçisi olarak icat ettiği el kaide sanal örgütü gibi hükümette sürekli dış güçleri göstermesi ne denli doğru. Sen hükümet olarak etrafında olup bitenleri bilmiyor muydun? Onlar her hamlenin sonrasını düşünürken sen ne yaptın. Şunu da belirtmek isterim ki, mevcut hükümeti eleştiren siyasi partiler kendileri dış güçlerden destek almıyor ve almayacaklar mı? Bu ülkeyi bu durumdan dışarıya taviz vermeden düze çıkaracak bir siyasi parti göremiyorum.  
 
Hükümetçe yapılması gerekenler;
 
1-halkın sağlıklı beslenmesi ve güvenliği için gereken her türlü tedbiri alacak,( dağcı diye gelirler sularını topraklarını zehirlerler, uçaktan böcek atarlar mahsullerini yok ederler, bunlar size komik gelebilir amma savaşlar artık mertçe yüz yüze kılıçlarla yapılmıyor)hükümet dolayısı ile ilgili bakanlık her türlü tedbirini almakla mükellef.
 
2-derhal ülkenin en az bir kaç yıllık ihtiyacını karşılayacak miktarda gıda ve tarımsal ürünlerin üretilmesi planlanarak hayata geçirilecek. Bunu yaparken de yerli girişimciler teşvik edilerek yapılmalı, onlar yanaşmıyorsa KİT’lere dönüş yapalım, toprak mahsulleri ofisi aracılığı ile de olabilir, hükümetçe sağlıklı ve her türlü denetimden geçmiş üretim yapılmalı.
 
3-hem Müslüman olacaksın hem de faizle yaşayacaksın. Allah cc ‘nün laneti bu yüzden yağsa başka gerekçe aramamıza gerek yok diye düşünüyorum. Nasıl olurda Müslüman olduğu söylenen bir ülkede devlet faiz verir, faiz alır. Adı milli olan şans oyunları ve benzerlerinin devletçe yapılmasını da doğru bulmuyorum. Biran önce bunlardan kurtulmalı.
 
4-her ihtiyacımızı kendimiz üretmek zorundayız.  Bırak ABD ile iyi bir müttefik olmayı, Japonya ile diyalogunu arttır. Ekonomi Bakanımız gitmiş İngiltere’ye yatırımcılara ülkemizin cazip olduğunu anlatacakmış. Biz kendi içimizden bu kalkınmayı yapmalıyız onların yatırımları onların olsun.
 
5-en acil eylem planlarından biride aslında Kamusal tasarruf. Devlet yatırım yapmasın demiyorum. Halkının sağlığı, huzuru için gerekirse cari açık versin amma halk mücadele verirken siyasiler keyfini sürerse bu mücadeleyi kaybederiz. Daire başkanlarına özel şoför, makam arabası, milletvekillerinin her birine özel şoför, danışman, bakanlıklarda çalışan müsteşar vb. konumdakiler üye oldukları ikinci kurumlardan ek maaşlar vsvs millete perhiz yap diyecen sen ne bulursan yiyecen olur mu?
 
6-inşaat sektöründe kontrolsüz bir büyüme vardı. Durağanlık beni hiçte şaşırtmadı. Her yıl nerdeyse yeni imar alanları açılıyor. Peki, alt yapı var mı? yok, talep var mı? oda yok. Her yer beton olursa tarım nerede yapılacak. Bu kadar plansız yapılaşma başka hiçbir ülkede yoktur sanırım. Yerel yönetimler imara uygulaması yaparken sadece gelir elde etmeyi düşünürler, üst yapı başlamadan alt yapı hizmetini götürmezler, binalar yapılır, halk yerleşir yıllar sonra alt yapı hizmetini götürmeye kalkarlar? Bu kez de her yağmur yağdığında ev ve işyerlerini sel suları, yağmur suları basar, halk perişan olur, maddi zarar ortaya çıkar ve biz bunu yıllardır yaşarız.
 
7-seçimlerde siyasi partilere bütçeden verilen destek. İşte bu parada tüyü bitmemiş yetimin hakkı var. Birileri milletvekili bakan olacak, seçimi kazanmak için propaganda yapacak ve bunun için gerekli olan paranın büyük bir kısmını da bütçeden destek olarak alacak ey benim güzel ülkem.
 
Aslında hükümetin yapacağı çok şey var ama öncelik ve aslolan bu krizi hafife almadan bakanlar, bürokratlar gece gündüz çalışıp halkın sorunlarına çözüm üretecekler. Stokçuluk yapan mı var anında tespit edip deşifre ederek en ağır cezayı da verecek.  Doların artışını bahane ederek zammı yapan mı var affetmeyeceksin. Doların artışını bahane edip zam yapılmayan, fiyatı iki katına çıkarılmayan tek şey var o da kişisel gelir. Bunun dışında salçadan, çaya, aklınıza gelebilecek her şeye %100 zam yapıldı.
 
Halk olarak, vatandaş olarak biz neler yapabiliriz:  artık doları, euro’yu kısaca dövizi hayatımızdan silip atmalıyız. Krediden mümkün mertebe uzak durmalıyız, özellikle de dövizle borçlanmadan zinhar kaçınmalıyız. Zaruret arz etmeyen harcamalardan kaçınmalıyız. Dolar, Euro çok düşse de yeniden çıkar ve kar ederim düşüncesi ile talep etmemeli, dövize yatırım yapmamalıyız. Daha çok kazanayım diye, krizi fırsata dönüştürmek için zam yarışına girmemeliyiz.  Bizim bir sorunumuz varsa bunu dışarıdan birilerinin gazına gelip çözmek yerine kendi içimizde çözebileceğimizi dünyaya haykırmalıyız. Irak halkı mevcut hükümeti ile bir sorunu vardıysa keşke kendi içinde çözseydi. Saddam’dan kurtulalım derken Saddam’ı arar oldular. Şimdi Venezüella halkının özgürce yaşamasını istiyormuş Trump efendi ve her an müdahale edebilirmiş Amerika. Oysa millet biliyor ki asıl hedef yüksek kaliteli petrol yataklarını ele geçirmek.
 
Sığınmacıları konuşuyorlar, be hainler bu sorunu sorun olmaktan çıkarmak çok kolay. Çıkın gidin insanların topraklarından, rahat bırakın insanları petrolünü, zenginliklerini aldınız, özgürce vatanlarında yaşam haklarına bari dokunmayın. Olmaz! hem mallarında hem canlarında gözleri var hainlerin. Ama o kadar yürekten inanarak söylüyorum ki Amerika’nın bu yaptığı yok oluş öncesi çırpınışıdır. Ekonomisi abartıldığı gibi iyi değil öyle olsa yer altı zenginlikleri olan ülkelere saldırırlar mı hiç? Çok değil yakın zamanda başlarına büyük belalar yağacak göreceksiniz. Çünkü zulümleri arşa ulaştı.
 
Tekrar diyorum bu dövizden uzak durun, döviziniz varsa şuan gayrimenkul almak çok cazip amma getirisine de bakarak alım yapın. Döviz hakkında iki söylenti ile yazıma nokta koymak istiyorum. Gerek sosyal medyadan takip ettiklerim, gerek yurt dışından gelen gurbetçilerimize söylenenler, 2019 yılında da bu dolar Eurodaki artışın devam edeceği. Bir başka görüş ise, doları 10.00 tl’ye çıkarıp 7.00-7.50 civarlarına çekecekleri. Ticaretinizin konusu değilse ilgi alanınızdan dövizi çıkarın, nereye düşerse düşsün nereye çıkarsa çıksın talepte etmeyin, takipte etmeyin. Zor günlerimiz olacak burası kesin inşallah yeni atanan bakanlar bekleneni verir. Hükümet İngiltere, Almanya, ABD değil Japonya gibi kendi içimizden kalkınma büyüme formülünü hazırlar ve hayata geçirir. Artık terörü besleyen NATO’dan da kurtulmalıyız, inciliği temizlemeliyiz, Ayasofya’yı da ibadete açmalıyız. Ama tüm bunlardan önce ihtiyaçlarını kendi içinde karşılayan bir ülke olmak zorundayız. Çin bu seviyesine 15 yılda ulaştı. ABD’nin en çok tırstığı ülkenin neden Çin olduğunu biliyor musunuz? Üretmedikleri hiçbir şey yok, en büyük korkusu hatta kabusu  diyebiliriz dışarıdaki dolar rezervlerinin en büyüğüne Çin’in sahip olması, Çin ya o dolarları anavatanı ABD ye yollarsa….
 
Unutmayın, dolar, altın, Euro kolay kolay düşmez. 1.70 lerden 4 lere geldi düştü mü? Hayır. Şöyle bir düşme olasılığı olabilir onu da asla arzu etmiyorum.  İnşallah bu yapılmaz, mevcut hükümet ABD’nin tüm isteklerini koşulsuz şartsız kabul edip yerine getirene kadar. Bu yöntem kısa vade de kurları çok aşağılara çeker ama en küçük bir olayda iki katından daha fazla yeniden yükseltirler.  Bize kalıcı çözümler lazım onları da yukarıda bahsettim. Batılı zalimlerin bozduğu İSLAM KARDEŞLİĞİ’ni yeniden oluşturmalıyız. UNUTMASINLAR Kİ; BU MİLLET KURU BİR EKMEKLE ÖMÜR ÇOK YAŞADI, YAŞAM KALİTEMİZDEN ÖDÜN VERİRİZ ANCAK, NE BAĞIMSIZLIĞIMIZDAN, NE BİRLİĞİMİZDEN, NE VATANIMIZDAN, NE BAYRAĞIMIZDAN NE DE DİNİMİZDEN ASLA TAVİZ VERMEYİZ, VERMEYECEĞİZDE. İÇİMİZDE BİRKAÇ HAİN VARDİYE ASİL MİLLETİ SİZLERE YEDŞRMEYECEĞİZ. BU SON BAŞLATTIKLARI SAVAŞI MAZLUM VE MASUM İSLAM COĞRAFYASININ ZAFERİ, ZALİM VE HAİN İŞGALCİLERİN MALUBİYTİ İLE SONUÇLANACAKTIR. BİZ ÜLKE OLARAK GÜÇLENEREK ÇIKACAĞIZ İNŞALLAH.

Diğer Yazıları

İthal dilencilerin planını Polis bozdu
1 / 15
Murat Optik
BENİM DÜNYAM ANAOKULU

YAZARLARIMIZ

   

EN ÇOK OKUNANLAR

EN ÇOK YORUMLANANLAR

AKYAZI HABER

Arşiv Haber Arama