Beşkardeşler Market Büyük İndirim
Çetinler Kereste İnşaat Akyazı
Hacıoğulları Pide Kebap Lahmacun

MİLLİ EĞİTİM…

2018-08-30 17:43:49 - Halil AKAN
2413 OKUNMA
Eğitim öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala, bende yazımı, hükümetlerin öncelikli işleri arasında ilk sıralarda yer vermesinin zorunlu olduğunu düşündüğüm, eğitim konusuna ayırmak istedim. Üzülerek en başta belirtmek isterim ki, Eğitimde de diğer alanlarda oluğu gibi çok ama çok geride kaldık. Adı milli olan eğitimimizin, hedefi, içeriği, hazırlayanı, hazırlanışı ne denli milli ilk sorgulanması gereken konuların başında gelmeli. Her şeyi batıdan alıp uyguladık, artık buna son vermenin zamanı gelmedi mi? Her toplum kendi değerlerine göre eğitim sistemini oluşturmakta ancak biz hala ABD tarafından hazırlanmış eğitim sistemi ile devam etmekteyiz. Biz kendi özümüze, kültürümüze, dinimize göre bize has eğitim sistemini oluşturmalıyız. 4-6 yaş okul öncesi eğitimle kendi neslimizi eğitmeliyiz, dinini bilen saygılı, Müslüman Türk genci yetiştirmeyi hedeflemeliyiz.
 
Meseleye, batıda eğitim nasıl kısa bir göz atarak başlayalım. Her şeyi ile taklit ettiğimiz batıda kreş yani okul öncesi eğitim zorunludur. Çünkü devlet bu yolla,  “halkımı, ben ancak kanunlarla yönetebilirim ve eğer çocukların eğitimini ailelere bırakırsam tek tip insan yetiştiremem ve kanunlarla da bu insanları yönetemem” i hedefler. Bunun yanında ilkokul öncesi eğitimde derslere dua ile başlarlar, yani çocuk yaşta öğrenirler ki hayatlarında dinin önemi çok büyüktür. Kanunlar ve birey olarak toplum içinde uyulması gereken kurallar da okul öncesinde öğretilir. Kısaca batılı bireyler ne öğrendiyseler tümünü okullarda devlet eliyle öğrendiler. Peki, okulların fiziki yapısı nasıl birde ona bakalım: adamaların okulları bizim okullarımızla asla kıyaslanamayacak kadar modern tasarımlı, 30-40 yıl sonrası düşünülerek tasarlanmış birer eğitim uydusu iken, bizdeki gibi sadece dört duvardan ibaret değildir. Hemen hemen her okulun kapalı sor salonu mevcuttur. Bizde ise,  okul etrafı betondur. ilköğretim 1. Sınıfta ders maratonu başlar,  Matematik, Türkçe dil bilgisi vs. sanki ilköğretim sonrası üniversite sınavı olacakmış gibi ders programı hazırlanır. Oysa ilköğretim 3.cü sınıf dâhil, üç yıl boyunca eğitim müfredatı, sadece çocuklara el becerisi, okuma becerisi, din ve ahlak-görgü kuralları eğitimi ve kendini özgürce ifade edebilme becerisini vermeyi hedeflemelidir. Eğer siz ders içeriklerini sadeleştirir ve daha az sürede daha etkin eğitim verebilirseniz 3.cü sınıftan sonra Türkçeyi de, matematiği de diğer dersleri de çok rahat öğretebilirsiniz. Biz de ortaokul liseyi bitirmiş bir genç, ne dilini etkin kullanabiliyor, ne dinini, ne kültürünü ne gerçek milli tarihini ve ne de diğer dersleri tam olarak öğrenip mezun olabiliyor.  Buna karşılık, her gelen yeni bakan sorunun çözümünü sınav sisteminin değişiminde arıyor. Beyler sınav sisteminden önce eğitimdeki sıkıntıları giderin. Nasıl olurda yıllardır sorunun gerçek kaynağı tespit edilerek ona yönelik adımlar atılmaz aklım almıyor. İster istemiz insanın aklına şu sorular geliyor. Sayın bakanlar, Siz bu sıralardan geçmediniz mi? Siz bu ülkenin ilk, orta, lise ve üniversitesinde okumadınız mı?  Asıl sorunun eğitim müfredatında olduğunu bilmiyor musunuz? Neden eğitimde kaliteyi artırmak yerine sınav sistemi ile uğraşıp duruyorsunuz.
 
İlk önce eğitimde kalite olmalı, eğitimciler çok iyi bir şekilde eğitilmeli. Okulların alt yapısı laboratuar, bilgisayar odası vs her şeyi ile eksiksiz olmalı. İlk ve ortaöğretimde eşitlik olmalı yani tüm ortaöğretim okullarımızda aynı kalitede eğitim verilmeli. Branş ders hocası olmayan okul kalmamalı. Her öğrenci eşit matematik ve diğer dersleri almalı, gayreti ve yeteneği olan bunu üniversite de açık ara kullanmalı.
 
Her bakanlığın milli bir hedefi olmalıdır. Tarımda, sanayi de, dış politikada vs vs. benim ülkemin Milli Eğitim Bakanlığının eğitimdeki asıl hedef ise şu üç kriter olmalıdır. Öğrencilerin; “Dilini, Dini, Milli Tarihini” eksiksiz ve doğru bir şekilde öğrenmiş fertler olarak mezun edilmelerini sağlamak. Siz bu üç konu başlığına hâkim şekilde neslinizi yetiştirecek milli bir eğitim sistemi hazırlarsanız üreten toplum olmak için ilk adımı atmış olursunuz. Aslında dersler bellidir, anlatılacak konularda bellidir, zamanda rahat rahat yetecek kadar uzundur, lakin gel gelelim okullarda verilen eğitim yetmez ilave etüt adı altında dersler verilir. Tüm bunlara rağmen yapılan sınavlarda derslerdeki başarı düzeyi çok düşüktür. 12 yıllık eğitimde, ne bir yabancı dil’i, ne kendi dili’ni ne de diğer dersleri tam olarak öğrenemeden mezun olunur.  Şapkayı öne koyup alakasız konularla değil asıl meselelerle ilgilenip sorunları kökten çözmek zorundayız. Eğitimimizdeki mesele sınav sistemi ile alakalı değil ve hatta sınav da bir ölçü değildir.  10-12 yıllık eğitimin ölçüsü 2-3 saatlik sınav mı olacak. İlköğretimde de ortaöğretimde de lise de de aynı konular anlatılır sadece her yıl geçen yıl işlenen konu biraz daha detaylandırılır hepsi bu. Ancak bir kaçı istisna hiçbir öğrenci hiçbir dersi yeterli düzeyde öğrenemeden mezun olur.
 
Bizde bir öğrenci, liseyi bitirir üniversite sınavına girer ve bir fakülteyi kazanır. Okuyan için asıl serüven yeni başlamıştır. Üniversiteden mezun olabilmek için tüm derslerden geçer not almanız gerekmektedir. Bu o kadar kolay değildir. Çünkü illa ders kitabını satın almanız gereken hocalar karşınıza çıkacaktır. Kimi zamanda özellikle vakıf (paralı) üniversitelerde, o tanıtımlarına baktığınızda bilim yuvası gibi görüp ah bende öyle üniversitelerde okuyabilseydim diye imrendiğiniz o okullarımızda her şey tanıtımlarda olduğu gibi işlemez. Çevrenizde o üniversitelerde okuyanlar varsa birde onlara sorun bakalım, söz konusu o üniversitelerde öğrencilerinin mesleki eğitimleri ile ne denli ilgileniliyorlarmış. Yaz okulu diye bir şey icat oldu. Üniversiteler bu yolla özellikle de paralı olanlar için ciddi gelir elde ettiklerini düşünüyorum. Bazen de ne kadar çalışırsanız çalışın birkaç dersten kalabilirsiniz bu üniversitelerde hani yaz okulu meselesi var ya. Acaba yarının bilim adamlarını, mühendislerini, hâkimlerini, savcılarını, mimarlarını yetiştireceğimiz üniversitelerimizin acaba kaçta kaçı konuya bu açıdan bakıyordur.  Hangi üniversitenin hangi bölümünden mezun olan bir üniversite mezunu, bitirdiği gibi bilgi donanımına sahiptir. Daha önceki yazılarımda da değindiğim gibi her bakanlık kendi sorumluluğuna giren ülkemin sıkıntılarını tüm meslek mensuplarından, konunun uzmanlarından görüş ve öneri alarak çözmek için gayret etmedikçe bu ülke asla dışa bağımlılıktan kurtulamayacaktır. İddia ediyorum 4 yıllık bir süre her bakanlık için sorunların tespit ve çözümü için yeterli bir süredir, yeter ki gerçekten bir şeyler yapılmak istensin.
 
Üniversiteyi bitirdiğinde her türlü mesleki bilgiye sahip olarak mezun olmalı ve iş bulabilir miyim korkusu olmamalı. KPSS vs saçmalığına son verilmeli. Bizdeki memurluk sistemini doğru bulmuyorum.  Kişi devlete sırtını dayadı mı verimliliği azalıyor. Tüm alımları iki yıl sözleşmeli yapacaksın. İki yılın sonunda performansa göre sözleşmeyi yenileyebilecek veya fes edebileceksin.   Böyle olunca da gerçek çalışmak isteyenle diğerini ayırt etmiş olacaksın.  Taşeron vs gibi uygulamalara da son verilmeli.  Üniversitelerde AR-GE alanlarına destek verilerek ciddi kazanımlar elde edilebilir. Yeni üretim fikirleri bulan üniversitelerin daha fazla maddi destek alımına imkân sağlanmalı. İlk, orta ve lise eğitiminde ders saatleri ve sayısı haftalık olarak yeniden düzenlenmeli.
 
Yani demek istiyorum ki, çocuklar ilköğretimde kişisel yeteneklerini tamamlamalı, okuma sorunu kalmamış olmalı, milli değerlerimize uygun eğitim almış olarak ortaöğretime geçmelidir. Ortaöğretim ve lisede en az bir yabancı dile hâkimi kendi dilini(lisanını) eksiksiz kullanabilen ve diğer fenni dersleri de eksiksiz öğrenmiş olarak mezun olmalıdır. Üniversiteye gittiğinde ise, okurken mezun olduğumda iş bulabilir miyim diye düşünmemeli, özellikle son yıl uygulama ağırlıklı eğitim almalıdır. Böylece karakteri oturmuş, karşısındakine saygılı, dinine bağlı, devletine bağlı, milli değerlerine sahip çıkan üretken bir nesil yetiştirmiş oluruz.  Bugün hükümetimizin neslimizin ne durumda olduğunu düşündüğüne de pek inanmıyorum. Neslinizi siz yetiştirmezseniz, gezi olayları da yaşanır, 15 Temmuzlarda, hap kullanma yaşı da düşer velhasıl’ı kelam ucube bir gençlik, yok olmaya mahkûm bir millet olursunuz. Rabbim neslimizi, dinini her şeyden üstün tutan, onu hakkıyla öğrenmiş, milli değerlerine sahip çıkan bir nesil eylesin. Dinimize ne kadar değer verir onu ne kadar yüceltir, hayatımızın her aşamasında öncelikli kılarsak Allah cc’nün yardımı da gecikmeden gelecektir.

Diğer Yazıları

Ağaç Budarken 3 Metrede Düştü
1 / 15
Murat Optik
Kök İş

YAZARLARIMIZ

   

EN ÇOK OKUNANLAR

EN ÇOK YORUMLANANLAR

AKYAZI HABER

Arşiv Haber Arama