beşkardeşler250809
Çetinler Kereste İnşaat Akyazı
Hacıoğulları Pide Kebap Lahmacun

Dövizdeki hareketlilik, nedenleri ve beklentiler üzerine…

2018-08-16 14:34:40 - Halil AKAN
1708 OKUNMA

Dövizdeki hareketlilik, nedenleri ve beklentiler üzerine…

Bu yazımda sizlerle son iki-üç yılda meydana gelen dövizdeki aşırı ve anlamsız artışın nedenlerini,  bu hareketliliğin devam edip etmeyeceğini, ne gibi önlemler alınması gerektiğine dair görüşlerimi paylaşmaya çalışacağım. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, dövizdeki yükselişin asıl nedeni ekonomimizin kötü oluşu falan değil, İsrail’in büyük orta doğu projesini gerçekleştirilmesine yönelik planlarının bir parçasıdır. İsrail hükümeti, planını gerçekleştirmesine engel olarak gördüğü ülkelerin idarecilerini ya kendi adamlarından birini atayarak ya da bu mümkün değilse sıkıntı çıkaran, politikalarına uymayan yönetimleri, halkı ile ters düşürüp yıkmayı hedeflemiştir. Büyük orta doğu projesine yönelik, sırası ile önce Mısır’a darbe yaparak kendi fikirlerine uymayan, halkın seçimle iş başına getirdiği, İsrail’in Filistin politikalarına uymayıp Türkiye ile iyi ilişkiler kuran Mursi’yi darbe ile indirip önceden kilit noktaya yerleştirdikleri Sisi zalimini getirdiler. Birinci operasyon tamamdı, sonra sıradaki ülke Irak’tı. Saddam artık Amerika’nın dediklerini yapmıyor, İsrail’i huzursuz ediyordu. Irak’ta daha farklı bir strateji izlediler. Irak halkına, “sizi Saddam’dan kurtaracağız diyerek kandırdılar” dünya ya ise kimyasal silah üretiyor diyerek Irak’ı işkâl ettiler. Saddam gitmiş ancak halk daha perişan hale düşmüştü.  Daha sonra sıra Suriye’ye geldi, Esed zalimini getirerek bu ülkeyi de işkâl ettiler. Asıl amaç farklıydı.İşkâl ettikleri ülkelere huzur götürmek değil, canlarını, mallarını özellikle de yer altı zenginliklerini ele geçirmekti ve bunu başardılar. Libya’da da Iraktaki stratejiyi uygulayarak yönetimi ele geçirdiler.  Sırada tarih boyu kendisinden çok çektiğimiz, liderlerinin Müslümanlığına asla inanmadığım İran ve asıl son hedef Türkiye kalmıştı. Her birine bir senaryo yazan oyun kurucusu İsrail, başrol oyuncusu ABD olan film, Türkiye’de birazdan değineceğim birçok yöntem ile sahne aldı ancak bir türlü istedikleri sonucu alamadılar. Son çare ekonomi-döviz kurları yolu ile halkı huzursuz ederek meşru hükümeti devirmek, fikirlerine uymayan Tayyip Erdoğan’dan kurtularak hedefe ulaşmaktı. Unutmayalım! Irak ve Libya halkına da sizi zalim idarecilerinizden kurtaracağız diye kandırmışlardı ama asıl hedef petrol ve orta doğuya hâkim olmaktı.

Ekonomik açıdan dışa bağımlı olmayı reddeden, artık kendi ayakları üzerinde durarak kendi savunma sanayisini üretmek isteyen, çevresindeki gelişmelere sesiz kalmayı değil müdahil olmayı tercih eden bir Türkiye asla istenmiyordu. Irak ve Libya da yapılanın aynısı Türkiye de denendi. Olası senaryoların dışına çıkılması durumuna önceden tedbirini almış olan batı, içerde örgütlediği adı Türk ama kanı, soyu, sopu Türk olmayan hainler eliyle iç huzursuzluk çıkarmak için her yolu denediler. 17-25 Aralık olayları, gezi olayları, 15 Temmuz ihanet girişimi bütün bunlar kirli oyunun birer aşamasıydı. Bir girişim başarısız sonuçlandığında,hemen diğer seçeneği devreye koydular ve en sonunda da halkın cebine dokunarak, halkı meşru hükümete karşı ayaklandırmak istediler. Irak’ta Saddam’ı kendi halkını kışkırtarak deviren ABD, sözüm ona diktatör Saddam’dan kurtarıp kendilerine özgürlük getireceği vaat edilen Irak halkınıbir litre mazota-benzine muhtaç, sefil hale düşürdü. Şükürler olsun ki, benim asil milletim bu tür oyunlara gelmedi, gelmeyecekte. İslam’ın son kalesi olan bu ülke Osmanlı’nın küllerinden yeniden doğmuştur ve mazlumun en büyük umududur. Batının da korktuğu budur, yani ya Osmanlı yeniden dirilirse biz nasıl eşkıyalık yaparız korkusunun varlığıdır. Irak’a, libya’ya, Suriye’ye kurdukları DAEŞ diye bir sanal örgütü sözüm ona yok etmek için giren Amerika zalimi, yüzbinlerce masum Müslümanın canına kıydı yetmedi asıl gayesi olan daha önce benzerini Afrika’da yaptıkları gibi bu ülkelerin yer altı zenginliklerini ele geçirdiler. El kaide denen örgütü de DAEŞ denen örgütü de kuran, onlara bütçelerinden pay ayırıp ağır savaş mühimmatı verende aslında onlardı. Bütün bunlar tüm dünyanın gözü önünde yaşandığı halde kimsenin sesi çıkmıyordu. Zalime sessiz kalan da yapılan zulme ortaktır. Asıl üzücü olan ise, ABD’nin bu zulmü kendi halklarına yaptırmasıdır. 15 Temmuz ihanet girişiminin asıl amacı da buydu. Ama benim halkım buna müsaade etmedi. Darbenin başarılı bir şekilde devam ettiği haberini bekleyen müttefik dostlarımızın orduları, Akbaba’nın, avının güçsüz düşmesini beklediği gibi sınırlarımızda bekliyordu. Eskiden beri rüyalarını süsleyen topraklarımızı yeniden ellerine geçirmek istiyorlardı ama âlemlerin sahibi, İslam’ın son kalesinin düşmesine izin vermedi. Her nekadar hakkı ile onun dinini yaşamıyor olsak ta ondan başkasına ibadet etmiyor, ona şirk koşmuyoruz. Yalnız ona inanıp, yalnız ondan yardım dileriz.

Yıllarca Türkiye’yi itaatkâr çocuk olarak gördüler. Hani Türk filmlerinde fakir ama gururlu genç olurya, işte Türkiye ABD ve BATI için aynı durumdaydı. Kendilerine insan gibi yaşamayı öğreten Türk halkı,  zengin, güçlü ve kendilerine ihtiyaç duymadan yaşayabilen bir ülke olamazdı, bu onlar için kabul edilebilir bir durum değildi. Ne istenirse yapacak, üretmeyip satın alacak, hiçbir konuya itiraz etmeyecek bir ülke olarak kalacaktı. Maaş ödeyemeyen, IMF kapılarında diz çöküp yalvaran bir ülke olarak ancak yaşayabilirdi. Bunun dışında bir Türkiye’nin huzur içerisinde yaşama hakkı onlara göre yoktu. Garip olan ise, bizim siyasilerimize göre onlar için biz hep kötü adam; onlar bizim için müttefik ya da dostular. Bir başka gariplikte biz 2. Dünya savaşına katılmamış olmamıza rağmen katılan ülkelere göre ekonomik, sanayi, gelişmişlik açısından onlardan çok geri kalmıştık. Bize açığı kapanmayacak şekilde fark attılar.Geçmiş dönemlerde ki, kötü siyasi yönetimler gereği ülkem hep üretimden men edildi. Araç icat edildi, basın aracılığı ile başarısız olundu safsatası ile üretim iptal edildi. Uçak üretildi, kanunla üretim yasaklandı daha kaç tanesini sayayım. Bu zihniyetin kimler olduğunu hepiniz biliyorsunuz, o aynı zihniyet her ülke meselesinde işi kişiselleştirerek (sebep Tayyip Erdoğan, o gitsin dertler bitsin diyerek)batı ile aynı safta yer alıp ülkesine sırt dönüyor, rabbim akıl fikir versin.

Gelelim durdurulamayan döviz kurlarına. Sürekli yükselen fiyatlar ve pahalılık.Peki, bunların nedenleri ve önlenebilir olup olmadığına bakalım. Bugün bir papazın sorgulanmasını gerekçe gösteren zihniyet, papaz olmasa başka bir neden bulur yine aynı senaryoyu oynardı. Hükümetlerimizin en büyük hatası,  batıyı, ABD’ yi, Rusya’yıhep dost ve müttefik olarak görmek olmuştur. Yahu adamalar bizi bir kaşık suda boğmak isterken biz onları zorla dost yapmaya neden çaba harcıyoruz anlamış değilim. Her alanda üretimi terk ettik, hazır olarak onlardan satın aldık. Böylece hem sağlığımızı kaybettik hem kimliğimizi. Adamlar,olurda yarın bizim dediğimiz çizgiden çıkarsalar veya sözümüzü dinlemeyen bir lider seçecek olursalar düşüncesi ile çok kilit noktalara kendi adamalarını yerleştirdiklerinden en ufak şüphem yok. Bu adamalar öyle yetiştirilmiş ki, kendinizden şüphe ederinsiniz de onlardan asla şüphe etmezsiniz.   Bu yaşanılanların birincil sebebi bence bu hain, zalimleri dost görmeye ısrar etmemizdir.

İkinci gerekçe, biz kendi savunma sanayimizi kendi silahımızı, gemimizi özelliklede savunma silahlarının yazılımlarınıbiran önce kendimiz yapmalıyız. Bugüne kadar hep hazır aldık ve adamların sözünden dışarı çıkamaz olduk.  Her alanda yerli sanayici-üretici ile kendi ihtiyaçlarımızı kendimiz üretmeliyiz. Sağlıktan, gıdaya, sanayiden, inşaata kadar aklınıza ne gelirse hep dışardan temin etmedik mi? Keşke ne kadar maliyetli olursa olsun kendimiz üretseydik bugün onların restinde daha rahat rest çekebilirdik.  Çin’in mazisine bakarsanız bugünkü seviyesine gelmesi son 15 yıl da gösterdiği üretim hamlesidir.  Çin bu gelişimi 15 yılda elde ettiyse biz neden yapamıyoruz?  Dünyanın zalimleri kendilerinden başka, zengin, güçlü, ayakları üzerinde durabilen bir ülke istemiyorlar. Mesela, brezilya, Arjantin, Venezüella, Türkiye gibi….

Döviz kurlarında bu şekil türbülans yaşanmasının bir başka sebebi de, ülkemize kontrolsüz ve limitsiz döviz girişine vaktiyle izin verilmesidir. Eğer gelen döviz ;“yatırım için ülkeme geldiysen hoş geldin başım üstünde yerin var yok eğer karşılıksız, borsa, forex ve faiz için geliyorsan kapım sana kapalı”demiş olunsaydı, bugün istedikleri gibi kurlarla oynayamazlardı. Aslında bunu yapanları Merkez Banaksıda, maliye yetkilileri de biliyordur da neden afişe etmez,  neden ceza vermez anlamveremiyorum. Temel konu yine Adalet mekanizmasının yetersizliğidir.

 Dünyada ABD’nin ihtiyacından kat ve kat fazla dolar var, mesela bizde yaptığını Çin’e yapamaz çünkü Çin de ciddi oranda dolar var. ABD,  piyasaya sürdüğü her 1$’ı 10 cent’e mal ederken her bir dolardan 90 cent para kazanıyor.(şimdi dolar neden çok çıkıyor, neden istikrarsız hareket ediyor demeyin sadece doların varlığından elde ettiği kolay kazanca bakın.) Bunun yanında 3,50 den alıp 6,50 den sattıklarında bizim milli gelirimiz kadar para kazandıklarından ekonomimiz hızla küçültmüş olacaklar.

Rahip Brunson olayı masum bir din adamının gözaltına alınma olayı değil. Siz sadece bir din adamı olduğu için mi istendiğini düşünüyorsunuz. Adam gizem dolu, inşallah gereken gizli bilgiler bu adamdan öğrenilmiştir. ABD’nin korkusu bu adamın gerçekleri ötmesi, onun için müzakere falan istemiyor, hemen iade edilmesini istiyor. Trump’ın yardımcısı çıkıp küstahça diyor ki; “ey Tayyip Erdoğan, ey Türkiye hükümeti o brunson’u bize koşulsuz şartsız vereceksiniz aksi halde bunun size bedeli ağır olur. O da yetmiyor, Brunson’unun kızına da; “ size söz veriyorum babanızı serbest bıraktıracağız” diyor. Adamalar bu konuşmayı, meydan kumayı en üst perdeden tüm dünyanın duyabileceği şekilde yapıyorlar. Peki,  bu ne demek oluyor. Ben güçlüyüm ve ben ne dersem o olur. Bu bir meydan okuma değil de nedir?9 kişilik heyetimize de aynı istekler ilettikleri kanaatindeyim.  Bizim heyetimiz istenilenleri kabul etmeyince, heyet daha ülkeye dönemden düğmeye bastılar, kurlarıhareketlendirdiler. Düşünceleri, halkın cebine dokunursak, o halk artık çok sevdikleri, güvendikleri liderinin arkasını almaz, başkaldırır ve ben bir taşla üç kuş vururum, Tayyip Erdoğan’dan kurtulurum, ajanlarımı alırım, onları da kendime mahkûm ederim.  Bir gün önce tweter da ABD konsolosluğunun doların 7 tl olacağı yalandır açıklaması d aba altından sopa göstermekti aslında. Adamlar petrol ihraç eden ülke oldular, enerjide çeşitliliği artırdılar, nasıl mı? Irak, Suriye, Libya ve küçük Amerika Suudi Arabistan, Birleşik arap emirlikleri gibi ülkelerin petrollerini ele geçirerek. Bu petrolleri çıkaran şirketlere baktığımızda,  Amerikan ve İngiliz şirketleri olduğunu göreceksiniz.

Dövizdeki hareketliliğin bir diğer nedeni de IMF’den kurtulduk diye bas bas bağırırsanız, adamlar bunu yanınıza kar bırakmaz. Tarımsal açıdan tüm ihtiyaçlarını karşılayamıyorsan, savunma sanayinde, sağlık sektöründe onlara bağımlılıktan kurtulmamışsan, meydan okumak çok doğru bir yol değil.

Dövizin her 1 krş artışı ülkemin cari açığını, yani borç yükünü artırıyor. Düşünsenize güçlü paraları ile size yaptıramayacakları hiçbir şey kalmıyor. Bugün Berat Albayrak telekonferansla yabancı yatırımcıları ülkeme davet edecekmiş. Etme kardeşim içerde yerli sanayici üreticilere Türkoğlu Türk yatırımcılara ver teşviki, yabancı hainlere değil.

 Bir diğer neden, Merkez Bankasının tutumudur. Yıllın en çok kazananları açıklandığında bir bakın bankaların arasında Merkez Bankasının ismini de göreceksiniz. Ne hazindir ki, Merkez bankasının görevleri arasında çok kar etmek değil ülke ekonomisinde istikrarın sağlanmasına yardımcı olmaktır. Bu arada konu açılmışken ben bahsi edilen Merkez Bankası bağımsızlığına karşıyım. Elbette ki Merkez Bankası politikaları,  hükümet politikaları ile uyumlu hareket etmek zorundadır.  Sen dolar kuru 4.00 ‘a yöneldiğinde gereken müdahaleyi yapmayıp, iş işten geçtikten sonra yapmaman gereken faiz artış hamlesini yaparsan, ben paramızın üzerinde neden Türkiye Cumhuriyeti Merkez Banaksı yazmaz daha iyi anlarım. Kendi parasının değerine önem veren bir merkez banaksı oluşturmalıyız.

Bir diğer sebep ise, hükümetin yaptığı yatırımlar. Geziciler gibi, üçüncü köprüye, havalimanına karşıyım demeyeceğim tabi ama yatırımlarda öncelik sırası çok önemli.  Bizim öncelikle üretime, katma değer oluşturacak, ihracat yapabileceğimiz, bizi dışa bağımlılıktan kurtaracak geniş çaplı yatırımlara ihtiyacımız var. Bu yatırımları yaparken de düşman çatlatır gibi dünya ya haykırmakta doğru değil. Bunu senin yanına kar bırakırlar mı sanıyorsunuz?  Mesela, Stat yapımına karşı değilim amma ben henüz tarımsal açıdan kendine yetebilen bir ülke değilken, önceliğim her ile stat yapmak olmamalıydı. Şehir hastaneleri yapana kadar sağlıklı beslenmeye olanak verip hastalanmanın önüne geçerek o paraları üretime, savunma sanayineharcayabilirdik. Üç alanda yeterli olursanız güçlü ülke olursunuz ve hiçbir ülke sizin iç işlerinize karışamaz. Bunlar;1-adalet, 2-tarım-gıda,3-yerli savunma silahları ve üretim. Millet bahçesi, futbol statları, şehir hastaneleri bunlar öncelikli yapılması gereken yatırımlar olmamalıydı. Hele futbol camiasında kulüplerimizin hiçbir katma değeri olmayan bu organizasyon için hesapsız yaptıkları harcamalar zoruma gidiyor.  Bu paraları kulüpler ödeyemezse hükümet ödemek zorunda kalacak ki sonu oraya doğru gidiyor.

Bir başka doğru bulmadığım hükümet icrası da, cumhurbaşkanımızın sürekli dövizinizi satın düşecek demesi. Yahu vatandaşın geçimi oldukça zorlaştı, hayat çok pahalılaştı, fiyatlar uçtu. Elinde 10000$’ı olan bir vatandaş 2.50 den bozdurdu, 3.00 dan bozdurdu, 4.00 dan bozdurdu. Vatandaş 1000 dolarını bozarken kulüpler milyon dolarla futbolcu transferleri yapıyor, hem de yerli futbolcu ve teknik adamalarımızla bile döviz üzerinden anlaşma yapılıyor. Onlara neden yerli parayla anlaşma koşulu getirilmiyor. Eğer, dövizdeki artış, halkın cebine dokunmasa halkımın umurunda olmaz doların kaç liraya yükseldiği.  Alman nenden Euro dolar karşısında değer kaybediyor, bende zarar etmemek için paramı dolara çevireyim demez.  Ancak her dolardaki artış, dövizle borçlanan esnafın borç yükünü %50 artırıyorsa(özellikle nakliyecilerimiz)buna karşılık aynı oranda esnafın, vatandaşın geliri artmıyorsa, dolardaki yükseliş vatandaşın ilgisini elbette çekecektir. On gün önce 10000 dlr alan bir kişi 10- 15000 tl kazanabiliyorsa, dolar düştüğünde dolar almak isteyecektir.  İki yatırımcı düşünelim 350000 tl ile biri 100 000 dlr almış olsun diğeri de fabrika kurmuş olsun. Her ikisinin de aldığı risk aynı değildir. Bir yılın sonunda biri vergi, sigorta, maaş vb sıkıntılarla mücadele ederken elde edeceği kazanç max 150 000 tl olsa, döviz alanın kazancı 300 000 tl. Bu tablo neden dövize halkın talep gösterdiğinin bir küçük izahıdır. Dövizdeki oynaklık kalktığında itibarını kaybedecektir. Bu doların değerinin artışı, altın gibi özündeki değerinden değildir. Kime söz geçiremiyorsalar hemen dolar kozuna sarılıyorlar, bir gün o dolarlar Amerika’ya geri dönecek ve Amerika’nın sonu işte o zaman gelecektir.

Gariptir, Sudi Arabistan para birimi riyal’in, dolar, Euro karşısındaki değeri yıllardır değişmez aynıdır. Ama tl değeri ise ciddi değişime uğradı. Şöyle ki,  3-4 yıl önce 100 tl verdiğinizde 240 riyal alırdınız, şimdi ise 100 tl verdiğinizde 60 riyal anca alırısınız. Elin bir doları, bir euro’su benim paramın 5-6 katı bunu vatanını seven kimse kabul etmez, edemez. Güçlü ülke olmak istiyorsak paramızın değerinin çok düşmesine,  çaputa dönüşmesine izin vermemeliyiz. Hükümetimizin bütün ekonomik programları, 100 günlük programın tamamı, üretime yönelik olmalı, köyden kente göçü terse çevirmek şart. Köye dönüş teşvik edilmeli. Ülkemizin ihtiyacı olan et, gıda vs. her şeyin yıllık ihtiyaç planını çıkarın, teşvikler verin. Doğal, organik tarım, kimyasal gübre kullanmadan üretime imkân sağlayın. Tüm bakanlıklar, bakanlığınızın sorumluluğundaki ülkemin sorunu neyse ona çözüm arayın ama sadece danışmanlarınızla çözüm aramayın, geniş katılım sağlayarak ortak akıl ile çözüm üretin. Her bakanlık aynı özveriyi gösterirse ülkem şaha kalkar. Çalışan üreten ülke, çalışan üreten siyaset ile olur.

Son dövizdeki yükselişle Petrol fiyatları uçtu gitti. Allahtan petrolün varil fiyatı düştü yoksa eski seviyelerinde olsa benzinin litre fiyatının 10 tlyi aşması çokta zor değil. Bu şartlarda gerçekten yaşam zorlaşıyor. Şuan 1 dlr nerdeyse 6.50 tl, 1 Euro 7.50tlye, 1 İngiliz sterlini neredeyse -9tl , 1 kg altın 260 tl ye dayandı. Bu artışlara karşılık fiyatlarda yükseldi ama gelir aynı oranda kaldı ve satın alma gücü açısından azaldı. Fiyatların yükseldikten sonra pek düştüğü görülmez. İktisatta bu duruma fiyatlar yapışkandır asla düşmez denir.  Tüm bu olumsuzluklara rağmen çokta karamsar değilim. Hükümetimizin dolarla borçlanarak ticaret yapan esnaflarımızın mağduriyetini giderecek teşvikler açıklamasını bekliyorum. Örneğin nakliye işi yapan kişi ve firmalar. Eğer şu döviz bozma harekâtı ile bozdurulan dolar, Euro’lar ana vatanına gönderiliyorsa zafer bizimdir, yok sadece ülke içinde el değiştiriyorsa bu harekât fayda getirmeyecektir.

 Tüm esnaf ve üretici firmalarımıza sesleniyorum: her şeyde doların yükselişini bahane edip hemen ürünlerinize zammı yapıştırmayın. Doları hayatımızdan bir daha sokmamak üzere çıkaralım. Bir, alman, bir İtalyan, bir Fransız nasıl kendi parası dışında bir başka ülke parasını bilmiyor, kullanmıyorsa bizde ilgilenmeyelim, hayatımıza sokmayalım.

 Son olarak kuyumcuların altın, döviz almadığını ve Bimer’e şikâyet edilmesi gerektiği yönünde çağrı yapmış sosyal medyada, bunu yazanı da o halkı asılsız haberlerle galeyana getiriyor diye gözaltına alınanlar gibi gözaltına almaları lazım. Hangi kuyumcuya gittin de altınını bozmadı.  Sonra normalde kuyumcuların döviz bozması doğur değil ancak döviz bürosu olmadığı için alıyordur. Bir başka açıdan da, kuyumcu merkez banaksı değil ki parası bittikçe yenisini bassın. Elindeki nakit kadar alır, bittiğinde de doğal olarak alamayacaktır. Başka bir şikâyette alım/satım arasındaki farkmış. Dostlar, kuyumcular olarak biz fiyatları İstanbul Tahtakale ile belirleriz. Neticede müşteriden alınan ve/veya satılanı onlardan temin ederek yerine koyarız. Dövizdeki bu dalgalanma sonrası, iki gün boyunca bizler İstanbul’a ne altın, ne döviz satamadık, işlem yapmadılar.Buna rağmen Akyazılı kuyumcular olarak bizler aldık. Aradaki satış farkı dalgalanmanın boyutu ile alakalı ki, alan değil satanın oluğu bir yerde fiyat farkının çokluğu bizlerle alakalı bir husus değildir. Keşke İstanbul altın alsa ve cüzzi farkla satsa da esnafta fiyatları ona göre tayin etse. Merkez bankasının açıklamış olduğu alış satış fiyatları hem perakende fiyatı değil hem de her miktarda alım satım için geçerli değildir. Siz Akyazılı esnaflarınıza güvenin. Bu sıkıntılı günler aşılacak inşallah ve her şey düzene girecek. Ekonominin normal seyrettiği zamanlarda çeyrek alış – satış farkı 15 tl’yi hiçbir zaman aşmamıştır. Birkaç gün içerisin de de inşallah normale dönecektir.

Milletim adına en büyük dileğim, dinimizi gerçek şekli ile öğrenip gerçek Müslüman kimliğine yakışır şekilde yaşamak.  Dinimizi bilseydik, hırsızlık vakaları bu denli artmazdı, zina olmazdı, adam öldürme olmazdı. Böyle yaşayabilirsek ne ABD, ne dolar, ne İsrail hiç bir şey bize zarar veremez. Allah’ın yardımı bizimle olurdu. Zamanın çok güçlü ordusuna sahip Ebrehe’ye , karun’a Firavuna ne olduysa Trump ve yandaşlarına da o olacaktır. Yeter ki biz İslam’a, Kuran-a, peygamberimizin sünnetine sım sıkı sarılalım.

Kurlar daha çıkar mı? Hükümet kanımca şeffaf olmaya çalışıyor yoksa kısıtlamalara giderek bu hareketliliğin önüne geçebilir. Hem bu hareket belki bir nebze aklımızı başımıza toplayarak savurganlığımıza, hesapsız harcamalarımıza dur dememize sebep olur. Dolar, Euro daha fazla çıkacağını ben düşünmüyorum, bir noktadan sonra geri geleceğini düşünüyorum fakat bu bir daha çıkmaz kimse diyemez bunun tek çaresi yerli üretim ve ihracatçı dışında hiçbir kimsenin dövize yatırım yapmamasına, yabancı para almamasına bağlıdır. Yükselip düşme hareketini kasıtlı yapıyorlar ki, dolara olan talebin devam ettiğini görmek istiyorlar. Bırakın düşsün, hazır düştü ben alayım çıkınca para kazanırım mantığı oldukça yanlış.

 Bir son sözüm de hükümetime: eksen değişikliği yapın, Japonya’ya yönelin. Rahmetli Özal bunu fark etmişti ama Özal’ın fark ettiğini dış güçlerde fark etmişti. Ne ararsanız Japonya da var. Hain değiller, zalim değiller, çalışkanlar ve ABD’den de bir alacakları var. Ne derler, düşmanımın düşmanı dostumdur. Dövizi olanlar, sizin için şuan her şey çok cazip. Emlak, gayrimenkul, emeklilik borçlanması gibi birçok şey çok cazip, dövizi bozup bunlara yatırım yapabilirsiniz.

Dua ile sonlandıralım yazımızı. Allah’ım! İslam’a ve Müslümanlara yardım et, İslam’a ve Müslümana yardım etmek isteyene nusretinle yardım et. İslam’a ve Müslümanlara ihanet eden, kötülük düşünenlere de fırsat verme, onları kahhar sıfatınla kahreyle. İdarecilerimize basiretli kararlar almayı nasip et. Birlik ve beraberliğimizi ilelebet muhafaza et. Dinimizi önce öğrenip, hakkıyla yaşamayı nasip et. Dua etmişken, sosyal medyada cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın; “ onların doları varsa bizim Allah’ımız var” deyişi ile dalga geçenler varmış, bunun dalga geçilecek nesi var. Ebrehe de Abdülmüttalipe ;” hadi gelsin senin Allah’ın seni kurtarsın demişti alaycı bir tavırla ve o Allah’a gönülden inan Abdülmüttalip zafere ulaşmış Ebrehe’nin ordusundan azabı tatmayan kalmamıştı. Allah’a hiç inanmayanların bile çok korktuklarında ağızlarından çıkan ilk kelime Allah’tır unutmayalım. Allah’a emanet olun. Zor günlerden geçeceğiz, sabreder Allah’ın ipine sarılırsak zafer bizimdir. Uzun zamandır lük ve israf içinde yaşayan, bunun şükrünü tam olarak yerine getirmeyen halkım için bu bir fırsattır.

Diğer Yazıları

Akyazı İHH Acil un kampanyası başlattı
1 / 15
İSTANBUL SPOT 2
BENİM DÜNYAM ANAOKULU

YAZARLARIMIZ

   

EN ÇOK OKUNANLAR

EN ÇOK YORUMLANANLAR

AKYAZI HABER

Arşiv Haber Arama